Evet, yaşam devam ediyor. Hastalık son değil, bu süreç daha verimli bir hayata dönüşebilir. Deneyimlerini paylaşanlar çoğunlukla şu konularda zorluklar yaşadıklarını dile getiriyor.

“Araştırmamız kanser tanısından itibaren bir yıllık sürede devam eden sağlıklı sosyal ilişkilerin, meme kanserinin tekrarlamasında veya sağ kalım süresinin artmasında önemli bir faktör olduğunu gösteriyor.”

Dr. Meire Epplein – Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi

Kanser tanısı sadece bir kişiyi değil, tanıyı alan bireyin ailesini ve sosyal ilişkilerini de etkileyen önemli bir olgu. Aynı zamanda bu süreçte kişinin ailesi ve çevresiyle ilişkileri hastalığın seyrine dahi etki edebiliyor. Nitekim yakın zamanda Klinik Onkoloji Dergisi’nde yayımlanan bir araştırmaya göre kuvvetli sosyal ilişkiler hastalığın tekrar etme riskini dahi azaltabiliyor.

Venderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi bilim insanlarının Şangay Önleyici Tıp Enstitüsü iş birliğiyle meme kanseri tanısı alan yaklaşık 2300 kişiyle görüşerek gerçekleştirdiği araştırmada sosyal ilişkilerin, hastalığın seyrine etkisi araştırıldı. Sonuçlara göre sosyal desteği kuvvetli olan kadınlarda, aile ve çevresinden böyle bir destek alamayanlara göre hastalığın tekrarlama riskinin yüzde 48 oranında azaldığı görülüyor. Dolayısıyla araştırmacılar, tedavinin başarısı arttırmak için sosyal ilişkilere de önem verilmesi gerektiğini vurguluyor.

Aslında bu araştırmanın altını çizdiği gerçekler, onko-psikoloji uzmanları için çok da yeni bilgiler sayılmaz. Uzmanlar, uzun zamandır danışanlarına sosyal hayattan kopmamalarını, aile ve yakınlarıyla ilişkilerine özen göstermelerini salık veriyor. Çünkü, böyle bir deneyim yaşamayanlar da dahil herkes için sosyal ilişkiler, bir anlamda insanları hayata bağlayan damarlar gibidir. Yaşamak ve olumsuzluklarla mücadele etmek için gerekli enerji bu bağlarla besleniyor.

Elbette içinde bulunduğunuz süreç düşünüldüğünde bir de sosyal yaşamınız ve ilişkileriniz için enerji harcamak size güç gelebilir. Ama zorluklarla mücadelede sevdiklerinizin de yanınızda olması ve sosyal faaliyetlerinizden alacağınız güç yaşamınızı mutlaka olumlu yönde etkileyecektir.

İşte sosyal yaşamınızı ve ilişkilerinizi yeniden düzenlerken kolaylıkla uygulayabileceğiniz başlıca öneriler:

İlişkilerinizde yaşayacağınız değişime hazırlıklı olun.

Hayati bir sorun söz konusu olduğunda deneyim sahibi insan bulmak da çok kolay değil. Çoğumuz yakınlarımızdan biri kanser tanısı aldığında nasıl davranacağımızı, ne söyleyeceğimizi bilmeyiz. Aldığınız tanı herkesin böyle bir deneyimle karşılaşabileceğini hatırlatması bakımından kimi yakınlarınız için fazlasıyla ürkütücü gelebilir. Ya da sizi kaybetmekten korkabilirler ya da benzer bir sebepten ötürü kaybettikleri bir sevdikleriyle ilgili anıları canlanabilir. Bu nedenlerden ötürü ailenizden ya da arkadaşların arasından bazı insanlar sizden uzaklaşabilir veya onlardan beklediğiniz desteği göremeyebilirsiniz. Bu her ne kadar acı verici olsa da verdikleri tepkinin aslında sizi önemsememeleriyle ilgili olmadığını unutmayın. Diğer yandan göreceksiniz ki hastalığınız boyunca bazı arkadaşlarınızdan da beklemediğiniz kadar destek ve ilgi görecek, bu süreçte çok sağlam arkadaşlıklar kuracaksınız.

Konuşmaları siz başlatın.

Kanser tanısının ardından yakınlarınızdan bazıları sizi üzmemek için hastalığınızla ilgili konuşmaktan çekinebilir ve diğer konularla da sizin ilgilenmeyeceğinizi düşünerek uzaklaşabilirler. Bazılarıysa daha önce birlikte katıldığınız sosyal faaliyetlere artık katılamayacağınızı düşünüp, sizi davet etmekten kaçınırlar. Bu sebeplerden ötürü arkadaşlarınız ve ailenizdekilerle zaman geçirmek isterseniz ya da sinemaya gitmek, müzik dinlemek gibi aktiviteler için enerjiniz varsa sevdiklerinizi siz arayın ve isteklerinizi dile getirin. Tanınızla ilgili konuşmak isterseniz konuyu açmaktan çekinmeyin. Diğer taraftan bazen içinde bulunduğunuz durumdan sıkılıp, hastalıktan başka şeyler konuşmak ya da sadece gülmek isteyebilirsiniz. Hislerinizi yakınlarınızla paylaşırsanız, sizi üzmekten çekinip, uzaklaşmalarını da engelleyebilirsiniz.

Kanser tanısı çoğunlukla sadece tanıyı alan kişiyi değil, sosyal yaşamı paylaştığı insanları ve öncelikle ailesini de etkiler. Çünkü bu aile içi roller ve rutinler de bu durumdan etkilenir. Örneğin, Saha önce tek başınıza yaptığınız işlerin bir kısmında ailenizin yardımına ihtiyaç duyabilirsiniz. Dolayısıyla, ailenizle birlikte günlük aile yaşamınızdaki değişiklikler konusunda açıkça konuşmalısınız. Birtakım olarak, artık yaşamınızın bir parçası olacak söz konusu değişikliklerle ilgili herkesin mümkün olduğunca kendini rahat hissedebileceği kararlar almalı ve birlikte çalışmalısınız.

Daha önce yaptığınız işleri, görevleri artık tek başına gerçekleştiremeyebilir ve bu nedenle sevdiklerinizin zarar görmesinden endişeleniyor olabilirsiniz. Sağlık sorunlarınız rutin iş ve görevlerinizi yapmaya engel değilse, elinizden geldiğince tanı öncesindeki yaşamınızı olduğu biçimde sürdürmeye çalışın. Ayrıca oyunlar, paylaştığınız hobiler gibi ailenizle birlikte yapmaktan hoşlandığınız şeylerden de çabucak vazgeçmeyin. Böylece hem birtakım olarak kalmanız kolaylaşır hem de psikolojik bakımdan kendinizi daha iyi hissedersiniz.

Korumak yerine paylaşın.

Aile üyeleri çoğunlukla sizi ya da başka aile bireylerini korumak adına, kimi üzücü haber ve olayları paylaşmak istemeyebilir. Hatta bu artık çocukların yetişkin birer birey olduğu ailelerde bile görülüyor. Ancak unutmayın ki birini tüm yaşamı boyunca koruyamazsınız ve birini korumak için harcadığınız enerjiyi, aslında daha faydalı işler için kullanabilirsiniz. Aileniz sizi kötü haberlerden uzak tutmaya çalışıyorsa, uygun bir üslupla onlarla konuşmaya çalışın ve bunun için harcadıkları enerjiyi, size daha doğru biçimde destek olmak ve kendi sağlıkları için kullanmalarını rica edin.

Siz de psikolojik ve fiziksel açıdan nasıl hissettiğinizi onlarla açıkça paylaşarak bilinmezlikten kaynaklanan endişeleri azaltabilirsiniz. Durumunuzla ilgili bilgi verdiğinizde onlar da size nasıl destek olacaklarıyla ilgili daha doğru kararlar alabilirler.

Daha önce öngörülemeyen duygularla baş etmek.

Birbirine çok bağlı ailelerde bile, bir aile üyesinin hastalığı sebebiyle görevlerini yerine getirememesi, diğerlerinde öfkeye ve yetersizlik duygusuna sebep olabiliyor. Özellikle söz konusu hastalığın uzun süre devam ettiği ailelerde bu duruma daha sık rastlanıyor. Bunu ifade etsinler ya da etmesinler, ailenizden bazıları hastalığınız nedeniyle yaşamları değiştiği için size karşı öfkeli olabilir. Böyle ir deneyim yaşıyorsanız, söz konusu durumun sizin suçunuz olmadığını aklınızdan çıkarmayın. Ayrıca bu öfkenin sizin kişiliğinizle ilgisi olmadığını hatırlayın.

Bu tür bir öfke herkes için kafa karıştırıcı ve endişe verici olsa da uzmanlar bunun yaşamdaki önemli ve olumsuz değişikliklere karşı verilen doğal bir tepki olduğunu vurguluyor. Çözüm ise çok basit gibi görünse de koşullar nedeniyle aslında bir hayli zor: Her koşulda birbirinize karşı hissettiklerinizle ilgili dürüst olmak ve açıkça konuşmak. Geleceğe ilişkin korkularınızı, suçluluk duygusu ve bilinmezlik nedeniyle yaşanan endişeleri, uygun biçimde diğerleriyle paylaştığınızda bunlardan kaynaklanan sıkıntıların hafiflediğini fark edeceksiniz. Ayrıca, hiç konuşmamak ve olduğunuzdan başka türlü davranmak, zaman içinde çok daha büyük sıkıntılara neden olabiliyor.

Tanıdan sonra ailedeki bireylerin tepkilerinin birbirinden farklı olması da yine sık karşılaşılan bir durum. Örneğin bazıları umut dolu ve iyimserken başka bir birey kendini karamsarlığın derin sularında bulabilir. Aynı anda aynı şeyleri hissetmemek moral bozucu olsa da stres karşısında insanların farklı tepkiler göstermesi aslında çok doğaldır. Böyle durumlarda herkesin kendine uygun görevler üstlenmesi yaşamı kolaylaştırabilir. Örneğin bazıları iş hayatına ağırlık verirken, bazıları hasta bakımıyla yakından ilgilenebilir ve bir kısım ise evce hastane dışında yapılacakları üstlenebilir. Bahsettiğimiz görev dağılımı başta zor görünse de stresle baş etme biçiminizi ve nasıl etkilendiğinizi birbirinizle açıkça konuşarak sizin için en uygun takım çalışmasını belirleyebilirsiniz.

Ailenizde küçük çocuklar varsa, kanser tanısını öğrendiklerinde nasıl tepki verecekleriyle ilgili sıkıntılarınız olabilir. Aslında uzmanlar, bir çocuğun endişe verici bir haber karşısındaki tutumunu, yetişkinlerin bu durumu nasıl idare ettiklerine bağlı olduğunu söylüyor. Çoğunlukla bu durum karşısında yıkıcı ve ağır duygular beslese de yetişkinler, çocukları korku ve üzüntülerinden korumak istiyor. Öncelikle kanser tanısını en iyi biçimde çocuklarla ne zaman ve nasıl paylaşacağınız konusunda tüm aile bireylerinin birlikte karar vermesi gerekiyor.

Karar verirken ve çocuğa durumu açıklarken, sorularına dürüst biçimde cevap vermeye çalışın. Çünkü net yanıtlar alamazlarsa kendi kafalarında buldukları cevaplar çok daha olumsuz ve yıpratıcı olabiliyor. Unutmayın ki bu süreci çocuklarınızla birlikte atlatmayı öğrenmelisiniz. Çocuklarınızla konuşurken açık ve onların anlayabileceği cevaplar vermeye özen gösterin. Başlangıç için uzmanlar genel ve az bir bilginin paylaşılmasını öneriyor. Sonrasında ve zaman içinde bırakın, çocuğunuz merak ettiği kadarını öğrensin, kendini aniden olumsuz bir bilgi bombardımanı içinde bulmasına müsaade etmeyin. Elbette bu sırada çocuğunuzun yaşını ve anlama kapasitesini de göz ardı etmeyin.

Çocuğunuzun bu süreçten fazlasıyla etkileneceğini düşünüyorsanız, konuyla ilgili bir uzmandan yardım alabilirsiniz. Ayrıca sınıf öğretmeni ve okuldaki rehberlik bölümünü de bilgilendirmek, çocuğunuzdaki değişimleri gözlemlemek ve ona destek olmak için fayda sağlayacaktır.

Uzman Psikolog Aslıhan Kurt, çocuklara ailedeki birinin tanı almasıyla ilgili bilgi verirken şu noktaları göz ardı etmemenizi öneriyor.

Çocuklar, ailedeki bir kişinin ciddi hastalığına şahit olduklarında, bundan korkabilirler ve bu durum onlarda bir takım duygusal problemler yaratabilir.
Araştırmalar gösteriyor ki; tanı çocuklara söylenmese bile, genellikle çocuklar bir şeylerin ters gittiği ile ilgili şüphelenirler. Aileler, genellikle çocukları daha kötü hissetmesin diye ya da kontrolü kaybetmek istemedikleri için çocukların bu ihtiyacını göz ardı ederler.
Ebeveyn olarak aile içindeki bu durumu çocuklarınıza da uygun yoldan anlatabilmelisiniz. Ancak bilgi ihtiyacının derecesi ve şekli, çocuğun yaşına ve gelişimsel dönemine bağlı olarak değişebilir.
Ailenin yaşadığı ölüm ve hastalık gibi tüm süreçleri çocuklar da yetişkinler gibi hissederler. Ve aynı yetişkinler gibi bir anlamlandırma ve baş etme süreçleri vardır.

Bir insan ölünce nereye gider? Neden bu hastalık geldi vb. sorulara karşı hazırlıklı olmanızda yarar var. Bir de özellikle küçük çocuklarda, hastalığa onların sebep olduğuna dair bir kanı oluşabilir. Dolayısıyla söz konusu durumun onlarla hiçbir ilgisi olmadığını vurgulamayı unutmayın.
Çocuğa hastalığı anlatırken şu pratik öneriler de aklınızda bulunsun.

Hastalığı ve tedaviyi tanımlayın. Basit ifadelerle hastalığı ve uygulanan tedaviyi anlatın. Daha küçük çocuklar için resimli kitaplardan yararlanın.
Açıklamalarınızı prova edin. Açıklama yapmadan önce kelimelerinizi iyi seçin. Düzgün seçilmiş kelimelerle, sakin ve anlaşılır konuşun. Gelebilecek sorulara karşı hazırlıklı olun.
Çocuğunuzla konuşmanızın ardından onun nasıl tepki göstereceğini öngörmeniz mümkün olmayabilir. Onunla konuştuktan sonra çocuğunuzun iç görüsü, sakinliği ve tavırları sizi şaşırtabilir. Kendini ifade etmesine izin verin. Cümlelerini düzeltmeyin. Çocuklar tahmin edilenden daha metanetli olabilir.
Küçük çocuklar hastalığın, kendilerinin yaptığı bir şeyden kaynaklandığını düşünürler. Konuşmanız içerisinde bu düşünceyi görürseniz, kendisinden kaynaklanmadığının altını çizin. Gündeme getirmezse siz konuyu açmayın.
Kanserin bulaşıcı olmadığını anlatın: Küçük çocuklar her hastalığın grip gibi geçebileceğini düşünebilirler. Ona hasta olan diğer üyeyle zaman geçiren kimsenin hasta olmayacağını anlatın.
Dürüst ve gerçekçi olun: Her durumda olduğu gibi, gerçekçi ama umudu koruyan bilgiler verin ki aksi koşullarda çocuğunuz hayal kırıklığına uğramasın ya da kafası karışmasın.
Tedavinin şekli ile ilgili onu bilgilendirin. Hastalığın tedavisinde çocukları korkutabilecek derecede saç dökülmesi ve kilo kaybı yaşanabilir. Çocuklara, bu tedavinin hoş görünmemesine rağmen aslında iyileştirdiği anlatılabilir.
Çocukların yardım etmesine izin verin. Küçük ev işlerinde ya da görevlerde, çocuklarınızı da işin içine dahil ederseniz yardım ediyor oldukları duygusunu yaşarlar. Ancak yaşlarına uygun olmayan görevlerle onları gereksiz yere strese sokup tüketmemek gerekir.
Kaynak eğitim materyali kullanın.

Gelişimsel Aşama İletişim Şekli Ailelere Öneriler

0-3 yaş

  • Öfke, üzüntü keyif gibi ifadeleri ayırt edebilmekte,
  • Kelimeleri söyler,
  • Basit hikayeleri takip edebilir,
  • Basit cümlelerle iletişim kurun,
  • Resimli kitapları kullanın,
  • Aile üyeleri ile ilgili basit kitaplar hazırlayın, çeşitli malzemeler kullanın,
  • Duruma özgü oyunlaştırabileceği oyuncaklar sağlayın (doktor çantası vs.).

4-5 yaş

  • Kendini korumacı,
  • Diğerleri ile oynayabilen,
  • Kuralları test eden,
  • Büyüsel düşünce mevcut,
  • Oyun yoluyla iletişim kurar,
  • Düşünceleri ifade etmek için basit çizimleri kullanabilir,
  • Tam cümleler kurar,
  • Çok soru sorar,
  • Bağlantıyı kurabileceği, benzer öykülü hikayeler kitaplar,
  • Durumla alakalı objeler ile ilgili görsel bilgi (resimler, doktor, hastane vs.),
  • Doktor çantası ile oyunlaştırmaya çalışın birlikte.

6-7 yaş

  • Kurallara uyabilir,
  • Sorumluluk almaktan memnun,
  • Neden sonuç ilişkisi tam oluşmuş,
  • Aile, özgüveni ile ilgili tek kaynağı,
  • Uzun hikayeler anlatır,
  • Bazı kelimeleri okuyabilir,
  • Gerçeklikle kurguyu ayırt edebilir,
  • Doğru ya da yalan söyleniyor olduğunu anlayabilir,
  • İnteraktif iletişimi kullanın,
  • Birlikte hikayeler üretin,
  • Aile albümü yapmasına yardım edin. Fotoğraflar ile ilgili konuşmasını destekleyin,
  • Ailenizin yaşadığı süreçle benzer hikayesi olan filmler izleyin.

8-11 yaş

  • Neden sonuç ilişkisi kuvvetli,
  • İlgisi kendi üzerine daha az,
  • Diğerlerinin duygularını anlayabilir,
  • Empati yapabilir,
  • Dil becerisi ve kelime hazinesi daha kompleks, yetişkinlere benzer olur,
  • Sembolik dili kullanabilir, espri yapar,
  • Hastalık ile ilgili daha detaylı bilgi isteyebilir,
  • Yoğun duygulardan kaçınır,
  • Çocuğunuzun düşüncelerini ve fikirlerini dinleyin,
  • Açık uçlu sorular sorun,
  • Çocuğunuzun bireysel gelişimsel durumuna ve anlama durumuna göre gerçekçi konuşun,
  • Neler beklenebileceğiyle ilgili bilgi verin.

12-17 yaş

  • Ergenlik dönemi ve psikolojik değişiklikleri yaşar,
  • Özgürlük ve bağımsızlık ihtiyaçları vardır,
  • Arkadaşları ile ilgili kabul görme ihtiyaçları vardır,
  • Yakın ilişkiler kurabilir,
  • Diğerlerini daha iyi anlayabilir,
  • Sözel iletişimi olgunlaşmıştır ancak kendilerini sıklıkla davranışlarla ifade etme eğilimindedirler,
  • Çoğu, içe kapanarak, duygusuz gibi ya da umursamıyor gibi görünebilir,
  • Sessiz, agresif gürültülü ya da değişken moodda olabilirler,
  • Dürüst ve gerçekçi konuşun,
  • Gerçeği söyleyin (tanı-tedavi aşamaları, yan etkiler, beklenmeyen durumlar),
  • Konuları konuşmak için zaman yaratın ya da ara sıra sorun,
  • Dikkatli dinleyin,
  • Açık uçlu sorular sorun,
  • Riskli davranışlar içi hazırlıklı olun,
  • Yeni ya da tanımadığınız bir davranış gözlerseniz yardım alın.

Çalışma arkadaşlarınıza aldığınız tanıyla ilgili ne kadar bilgi vereceğiniz, tamamen kişisel kararınıza bağlı bir konu. Yine de detayları paylaşmanın bazı ofis ortamlarında size bir fayda getirmeyeceğini göz önünde bulundurmanızda fayda var.

Örneğin yüksek rekabete dayalı, hızlı ve hareketli olmanın önem kazandığı iş çevrelerinde bütün detayları paylaşmanız hiç de iyi bir fikir olmayabilir. Durumunuzu anlayacak, empati kurabilecek ve size yakın olduğunu hissettiğiniz birkaç insanı seçerek, sadece onlara içinizi dökebilirsiniz. Ayrıca bu arkadaşlarınız, sizin diğer iş arkadaşlarınıza hastalığınızı nasıl anlatacağınızı, çalışma hayatıyla nasıl baş etmeniz gerektiği gibi konularda yardımcı olabilir. Detayları paylaşmak ya da açıklamak konusunda hiçbir zaman kendinizi köşeye sıkışmış gibi hissetmeyin.

Tanıdan sonra iş yaşamına devam eden birçok kişinin de dile getirdiği gibi iş arkadaşlarından bazıları tedavi sürecinde karşılaştığınız zorluklara ve bunlardan kaynaklanan devamsızlıklara karşı anlayış gösterecek, yardım etmek isteyecek. Bazıları ise bu durumun kendi başlarına da gelebileceği kaygısıyla yüzleşmemek için bulunduğunuz ortamlarda rahatsız olabilirler.

Ayrıca tedavi amacıyla işe gidemediğiniz günlerde iş yükü ağırlaşan bazı arkadaşlarınız da size içerleyebilir. Tabii, tüm detayları öğrenmek isteyen ve fazlasıyla soru soranlar da sizi rahatsız edebilir. Bu tür sıkıntı verici reaksiyonlarla karşılaşmamak için iş yerinde tanıdan bahsetmeden önce bir plan yapmakta fayda var. Örneğin, tanıyla ilgili ne kadar detay paylaşmak istiyorsunuz ya da konuşmak istediğiniz kişiler vb. gibi konuları önceden belirleyebilirsiniz.

Kanser tanısı her zaman tüm aileyi etkiler. Ama tanının konduğu kişi henüz bir çocuksa, bütün aile üyeleri için durum çok daha güçleşir. Özellikle de ailedeki diğer çocuklar için. Ebeveynler ve diğer yakınların zamanının ve enerjisinin çoğu tanı alan çocuğa yoğunlaştığı için diğer çocuklarla ilgilenmeye ne zaman kalır ne de enerji. Üstelik duygusal açıdan oldukça zorlu geçen bu süreçte, olaylara diğer çocukların gözüyle bakmak hiç de kolay değil. Her ne kadar çocuklarından biri kanser tanısı alan ailelerin hemen hepsi benzer deneyimler yaşasa ve hasta olan çocukla ilgilenmek doğal bir tepki olsa da diğer çocukların da bu süreçle baş etmeleri için ebeveynlerine ihtiyaç duyacağını unutmamak gerekiyor. Belki de şimdiye dek hiç ihtiyaç duymadıkları kadar…
Aslında yaşları ne olursa olsun, kardeşlerin bu duruma verdiği tepkiler ve hissettikleri, anne babalarından ya da diğer yetişkinlerden çok da farklı değil. Araştırmalar ve konuyla ilgili uzmanlar, tanı alan çocuğun kardeşlerinde çoğunlukla kaybetme korkusu, stres, yalnızlık ya da suçluluk gibi duyguların gözlemlendiğini ve bunların çok doğal tepkiler olduğunu söylüyor. Ayrıca, diğer kardeşe gösterilen yoğun ilgi nedeniyle ya da onun günlük ödevlerini yapmamasından veya okula gitmemesinden kaynaklanan kıskançlık da yine sık gözlemlenen durumlardan. Suçluluk duygusu da sağlıklı kardeşleri fazlasıyla etkiliyor. Özellikle tanı ve tedavi sürecinin onlarla uygun şekilde paylaşılamadığı durumlarda, çocuklar sözlerinin, davranışlarının hatta düşüncelerinin kardeşlerinin hastalanmasına neden olduğuna inanabiliyor.

Yetişkinlerle benzer reaksiyonlar gösterse de çocuklar için belki de en zor olanı, hislerini tam olarak ifade edememeleri hatta çoğu zaman davranışlarının sebebine kendilerinin bile anlam verememesi. Dolayısıyla kardeşi kanser tanısı alan çocuklar arasında yaygın olarak gözlenen davranışlara dikkat etmeniz gerekiyor. Unutmayın ki bunlar doğal tepkiler ve siz onlara yardım edebilirsiniz.

Evde veya okulda daha önce olmadığı kadar asabi davranıp, dikkat çekmek için abartılı tepkiler verebilir.

Ayrılık anksiyetesi baş gösterebilir. Anne ya da babadan ayrılmamak için okula gitmeyi reddedebilir.

Kendini aileden uzaklaştırıp, yalnız kalmak isteyebilir.

Yaşına göre daha küçükmüş gibi davranabilir. Tekrar bebek bezine dönebilir ya da bebek gibi konuşmaya başlayabilir.

Çok ısrarcı ve yaygaracı olabilir. Örneğin her dışarı çıkışta bir oyuncak satın almak için tutturabilir.

Geceleri idrar kaçırma ya da mide bulantıları gibi fiziksel sıkıntılar artabilir.

Uyku bozukluğu ya da kabuslar baş gösterebilir.

Davranışlarında aşırılık gözlenebilir, ebeveynlerle ya da kardeşlerle kavga etmek veya her şeye ağlayarak tepki vermek gibi.

Dikkat dağınıklığı ve akademik başarısızlık başlayabilir.

Bazı çocuklar ise ailenin bakımından kendilerini sorumlu tutarak, birdenbire fazlasıyla ilgili ve düşünceli davranmaya başlayabilirler.

Nasıl yardım edebilirsiniz?
Bu dönemde çocuklarınızın tüm endişe ve korkularını bir anda silip yok etmeniz elbette mümkün değil. Ama zorluklarla baş etmeleri için onlara destek olabilirsiniz.

Tanıyla ilgili konuşun. Yaşlarına uygun biçimde ve tabii ki onları daha da fazla endişelendirmeden, tanı ve tedaviyle ilgili bilgi verin. Zaman içinde gelişimlerden onları da haberdar edin ve soru sormaları için yüreklendirin. Kanserin ciddi bir hastalık olduğunu, ama sağlık ekibinin kardeşlerinin sağlığına kavuşması için gerekli tüm müdahaleyi yaptığını anlatın. Bu tür bilgiler hem onların korkularını hafifletir hem de arkadaşlarının soracağı sorulara hazırlanmalarını sağlar.

Suçluluk duygusuna yer bırakmayın. Bu durumun onlarla hiçbir ilgisi olmadığı ve hiçbir şekilde onlardan kaynaklanmadığı konusunda emin olmalarını sağlayın.

Endişe ve duygularını paylaşın. Kardeşlerinin hastalığıyla ilgili hislerini ifade etmeleri için onlara fırsat verin ve bu duygularının çok doğal olduğunu söyleyin. Tanı konan kardeşin özel ilgiye ihtiyaç duyduğunu ve ona ayrıca özen göstermeniz gerektiğini belirtin. Ancak sizinle her zaman konuşabileceklerini ve sevginizde hiçbir azalma olamayacağını anlatın. Duygularını ifade etmeleri için günlük tutmak ya da resim yapmak gibi yollar konusunda onları yüreklendirin

Kendi korku ve endişeleriniz konusunda dürüst olun. Çocuklarınız sizin de zor bir dönem geçirdiğinizden, bazen endişeye kapılıp, korktuğunuzdan haberdar olsun. Aynı zamanda bunlarla nasıl baş ettiğinizi de anlatın. Bu dönemde birbirinize olan sevginizi sık sık dile getirmeniz ve kucaklaşmanız hepinize iyi gelecektir.

Sağlıklı çocuklarınızla zaman geçirin. Mümkün olduğunca en az bir ebeveynin her gün diğer kardeşlerle zaman geçirmesi gerekiyor. Yanlarında kalamıyorsanız bile mutlaka telefonla haberleşin. Günlerinin nasıl geçtiğini sorun ve onları ne kadar özlediğinizde söz edin.

Karar sürecine onları da dahil edin Uygun olan durumlarda, onları ilgilendiren konularda fikirlerini alın. Örneğin onları okuldan kimin almasını istediklerini sorun ya da okul faaliyetlerine hanginizin katılmasını istiyorlarsa, günü buna göre düzenleyin.

Yardım etmelerine izin verin. Bu süreçte size ve kardeşlerine yardım etmek aileden izole olmalarını önleyeceği gibi birliktelik hissini de güçlendirecektir. Bırakın kardeşleri için hastaneye götürecekleri oyuncakları onlar seçsin ya da hastanede kardeşleriyle zaman geçirsinler. Ama yardım adı altında fazladan angarya yüklemekten kaçının ve mutlaka her yardımlarının sizin için ne kadar değerli olduğundan söz edin.

Kardeşlerin birbiriyle temasta olmasını sağlayın. Tanı alan çocuğunuz hastanede uzun zaman kalacaksa, mektup, posta kartları ya da e-posta yoluyla birbirleriyle haberleşmelerini sağlayın. Mümkün olduğunca diğer kardeşlerin de hastaneyi ziyaret etmesine özen gösterin

Keyif aldıkları şeyleri yapmaktan vazgeçmesinler. Kardeşleri hastayken, eğlendikleri için kendilerini suçlu hissetmelerine izin vermeyin. Arkadaşlarıyla zaman geçirmenin, okul sonrası aktivitelere katılmanın onların en doğal hakkı olduğunu belirtin. Böylece evdeki sıkıntılardan biraz da olsa uzaklaşabilirler.

Düzenlerinin bozulmamasına özen gösterin. Okuldan onları kimin alacağı ya da akşam yemeği saatleri gibi konularda mümkün olduğunca düzenlerinin sürmesini sağlayın. Evdeki düzenin devam etmesi tüm kardeşlere iyi gelecektir.

Yardım alın. Arkadaşlar, komşular, akrabalar mutlaka yardıma hazırdır ama ne yapacaklarını bilemeyebilir. Diğer çocuklarınıza zaman ayırmak için de onlardan yardım istemekten kaçınmayın.

Profesyonel destek için danışın. Çabalarınıza rağmen diğer çocuklarınızın psikolojik durumlarıyla ilgili endişeleriniz varsa bu konuda çalışan bir uzmandan destek istemek için geç kalmayın.

Kendi sağlığınıza dikkat edin. Çocuklarınıza yardımcı olmak için öncelikle sizin fiziksel ve psikolojik açıdan sağlıklı olması gerekiyor. Bu konuda daha detaylı bilgi almak ve öneriler için şu sayfaya göz atabilirsiniz.

“Tedavi boyunca öyle anlarım oldu ki tüm ailem etrafımdayken, kendimi yapayalnız hissediyordum. Hatta bir keresinde, kemoterapi sonrasında babama ‘siz beni anlayamazsınız, bana damdan düşmüş birini getirin’ demiştim.”

Rahim kanserini yendikten sonra bu zorlu süreçteki yalnızlığını bu sözlerle anlatan kanser savaşçısı gibi tanı alan pek çok kişi, tedavi süresince hatta sonrasında en yoğun hissettikleri duyguların başında “yalnızlık” geldiğini belirtiyor. Hemen hepsi bu yolculuk, genellikle tek başına çıkılan zorlu bir seyahat ve eşleri, aileleri ya da arkadaşlarının bu yolculukta sadece birer seyirci olabildiklerini düşünüyorlar.

Uzun süredir bir ilişkiyi, evliliği paylaşanlar dahi bu yolculuk boyunca kendilerini yalnız hissederken, bu süreci tek başına atlatmak zorunda olanlarda yalnızlık duygusu çok daha yoğun yaşanabiliyor. Ayrıca tedavi ve sonrasındaki fiziksel ve duygusal değişimler, bazen bir ilişkiye dair beklentileri ve düşünceleri de etkileyebiliyor. Üstelik yeni bir ilişkiye başlamak herkes için heyecan verici olsa da böyle zorlu bir dönem geçirenler, bir ilişkiye başlarken çok daha zorlanabiliyorlar. Çoğu savaşçı reddedilme endişesiyle yeni bir ilişkiye teşebbüs bile etmiyor.

Bu endişe çok doğal ve elbette gerçeklik payı var. Ama önemli olan böyle korkuların sizi yeni bir hayattan, yeni bir birliktelikten uzaklaştırmaması. Yeni bir eş, sevgili ya da arkadaş adayıyla karşılaştığınızda sadece korkularınızla hareket edip ondan uzaklaşmak yerine onunla konuşmayı deneyebilirsiniz.

Yeni arkadaşınıza, sevgilinize tanıdan söz etmek elbette başlı başına zorlayıcı bir durum. Bu durumu tecrübe edenler genellikle şöyle hissettiklerini ifade ediyorlar;

  • Tanı ve tedavi sürecinden bahsetmek fazlasıyla kişisel ve özel bir sırrı paylaşmak gibi geliyor.
  • Bu deneyim, diğer insan için ürkütücü olabiliyor.
  • Hiç konuşmamak ise dürüst ve samimi görünmüyor.

Yeni biri ilişkiye başlamak için

Kendinizi yeni bir ilişkiye hazır hissetmiyorsanız ya da bundan korkuyorsanız, şu önerilere göz atmak isteyebilirsiniz;

  • Keyif aldığınız sosyal aktivitelere katılmaya çalışın, ailenizle ve arkadaşlarınızla sık sık zaman geçirin.
  • Yeni bir kulübe, gruba veya atölyeye başlayın. Böylece tanımadığınız insanlarla iletişim kurmak için yeni fırsatlar bulabilir ve özellikle tedavi dolayısıyla saç dökülmesi gibi fiziksel değişimler yaşıyorsanız, başkalarının yanında yeni görünüşünüzle de rahat etmeye alışırsınız.
  • Sizi iyi bir arkadaş ya da sevgili, eş yapacak özelliklerinizi listeleyin.
  • Reddedilme korkusu yaşıyorsanız, böyle bir durumla karşılaştığınızda nasıl tepki vereceğinizi ve bununla nasıl baş edeceğinizi hayalinizde canlandırmaya çalışın.
  • Bir başkası sizinle aynı hisleri paylaşmıyorsa, vazgeçmeyin. Böyle bir durum herkes için kolay olmayabilir.