Bu süreç sadece fiziksel açıdan değil, psikolojik bakımdan da hiç kolay olmayacak. Daha kolay atlatmak ve yaşam kalitesini arttırmak için uzman tavsiyelerini şu başlıklarda bulabilirsiniz.

Kanser yaşamın bir parçası haline geldiğinde tanı alan pek çok kişinin, aile ve hasta yakınının duygu dünyaları ve psikolojilerinin de bu durumdan etkilenmesi neredeyse kaçınılmaz hale geliyor. Üstelik depresyon, anksiyete ya da çeşitli korku ve endişelerin baş gösterdiği bu süreç en az hastalığın fiziksel etkileri kadar yıpratıcı olabiliyor.

Uzmanlar, hayat akışını değiştiren her olumsuz olayda olduğu gibi kanser tanısıyla ilgili bu tür duygu durum değişikliklerinin de aslında çok doğal olduğunu dile getiriyor. Tanı alan kişilerin psikolojisi; yaşamlarının kontrolünü kaybetme korkusu, fiziksel görünümdeki değişiklikler, aile ya da işle ilgili endişeler de dâhil birçok nedenden ötürü olumsuz yönde etkilenirken, aile bireyleri de sevdikleri kişiyi kaybetmekten ya da ona yeterince destek verememekten dolayı kendilerini “yetersiz” hissedebiliyor.

Tanıdan hemen sonra bu tür psikolojik sıkıntıların baş göstermesi yaygın olsa da hastaların bir kısmı tedavi sürecinde hatta hastalığı atlattıktan yıllar sonra bile depresyon ya da anksiyete yaşadıklarını söylüyor. Ayrıca ağrı, yorgunluk gibi hastalığın veya tedavilerin diğer fiziksel etkileri de duygusal değişimlere neden olabiliyor. Aslında çoğu fiziksel değişikliğin çeşitli ilaçlar yardımıyla kontrol altına alınması mümkün. Bu nedenle duygusal bakımdan kendinizi çok zorlamadan önce belirtileri sağlık ekibinizle konuşup, bir çözüm bulabilmek çok önemli.

Diğer taraftan kanser tanısına verdiğiniz tepki ve bununla baş etme yönteminizde, çoğunlukla geçmişte yaşadığınız hayati problemlere karşı tepkilerinizin ve onlarla nasıl baş ettiğinizin çok önemli rolü var. Uzman Psikolog Aslıhan Kurt, bu durumu “İnsanlar, bir yakınını kaybetme ya da iflas gibi sorunlarla karşılaştığında bunlarla nasıl baş etmişlerse kanser tanısında da genellikle benzer tepkiler gösteriyor” sözleriyle açıklıyor.

Dolayısıyla tanı ve tedavi sürecinde, yaşamınızın önceki döneminde olmadığınız kadar pozitif, güçlü ya da dirençli olmak için kendinizi zorlamayın. Ayrıca unutmamak gerekiyor ki, tanıdan hemen sonra gelişen endişelerin ve ruhsal değişikliklerin büyük bir kısmı zamanla azalıyor. Hastalığı atlatan pek çok kişi tedavi süreci başlayıp, hastalıkla ilgili bilgi almaya başladıkça ve sağlık ekibiyle ilişkiler güçlendikçe, ilk günlerdeki duygu durum bozukluklarının da hafiflediğini vurguluyor.

Sonuçta tanı alanların hemen hepsi duygusal ve sosyal durumlarıyla ilgili çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Kanserle mücadele ederken yaşanan stres, hastalığın boyutlarına, tedavinin ağırlığına ve karaktere göre farklılık gösteriyor. Araştırmalara göre tanı alanların yaklaşık üçte birinde tedavinin ilk aylarında depresyon ya da anksiyete görülüyor. Kanser tedavisi alan kişilerin psikolojisiyle ilgili 30 yıldır süregiden araştırmalara göre hastaların yüzde 20-40’ında depresyon, 35-40’ında stres, 31-70’inde fiziksel görünümle ilgili endişeler ve 20-45’inde hafıza kaybı şikâyetleri ortaya çıkıyor.

Bu süreçte söz konusu zorluklarla baş etmek için psikolojik destek almak ya da grup terapisi oldukça işe yarıyor. Ayrıca depresyon ve anksiyete için çok etkili ilaçlar bulunuyor. Bu tür endişeler yaşıyorsanız öncelikle sağlık ekibinizle konuşarak, size yardım edebilecek bir uzmana başvurabilirsiniz.

Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde kanserin psikolojik etkileri konusunda çalışan psikiyatr Prof. Dr. David Spiegel ve ekibi, 20 yıllık araştırma ve çalışmalarının sonunda hastaların ruhsal ve sosyal yaşamlarına yönelik önerilerini yedi başlık altında topluyor.

İşte bu öneriler;

1. Sosyal bağlarınızı güçlendirin.

Hastalığın sizi toplumsal yaşamdan izole etmesine izin vermeyin. Aile üyeleri ve arkadaşlar çoğunlukla, hastanın yanında kanserden söz etmek istemez. Hastalar da tedavi sürecinde boğuşurken, iş ya da aile hayatından ve yaşamın günlük akışından uzaklaşırlar. Bu nedenle, diğer insanlarla iletişim kurmak için yeni yollar deneyin: Arkadaşlarınızdan yardım istemekten çekinmeyin, aile üyelerinizle konuşun ve iyi bir destek grubuna katılın.

2. Duygularınızı ifade edin.

Kanser nedeniyle çoğu hastanın öfke, korku, endişe gibi çok güçlü duygular hissetmesi oldukça doğal. Bu duygularınızı açığa vurmaktan kaçınmayın. Pek çok kişi duygularını kontrol ederek, hastalığı da kontrol altına alabileceğini düşünür. Oysa üzüntü ve korkuları ifade etmenin, tüm açıklığıyla yaşamanın hastalığın ilerlemesine neden olduğuna ilişkin hiçbir bilimsel kanıt yok. Aksine uzmanlar, hastalıkla ilgili duyguları konusunda dürüst olanların bu süreci daha kolay atlattığını vurguluyor. Unutmayın ki, bu hisleri yok saymak sadece onlarla ve hastalıkla mücadelenizi daha da zorlaştırıyor. Ayrıca hislerinizi sevdiklerinizle ve arkadaşlarınızla paylaşmak, sizi birbirinize yakınlaştıracaktır.

3. Ölümle ilgili korku ve endişelerinizi paylaşın.

Herkes ölümden korkar. Ancak kanser tanısı alanlar, belki de hastalığın toplumdaki algısı ve yıllar önceden kalan duyumlar sebebiyle, ölüm korkusunu daha ağır hissedebiliyor. Oysa bugün tanı alanların yarısından çoğu bu hastalığı atlatıyor. Gerçekte, insanlar ölümün kendisinden çok ilgili süreçten, acı çekmekten, sevdiklerinden ayrılmaktan endişe duyuyorlar. Çoğunlukla açıkça ve çözümleyici bir biçimde konuşulduğunda ölümle ilgili endişeler de hafifliyor. Bunun için öncelikle gerçekten güvenebileceğiniz birini bulun; bir destek grubu, psikoterapist, doktor veya size yol gösterebileceğini düşündüğünüz bir din adamı ve onunla/onlarla konuşun. Sonunda kendinizi daha iyi ve güçlü hissettiğinizi fark edeceksiniz. Hasta destek grubunda konuşan meme kanseri tanısı alan biri deneyimini şu sözlerle ifade ediyor: “Ölümle ilgili konuşmak çok benim için çok yüksek bir uçurumdan aşağıya bakmak gibi. (Yükseklik korkum var.) Oradan düşmenin büyük bir facia olacağını biliyorsunuz ama aşağıya bakabildiğiniz için kendinizi daha iyi hissediyorsunuz.

4. Önceliklerinizi yeniden belirleyin.

Hastalık yaşamınızı değiştirir: Fiziksel görünümünüzü, gücünüzü, gelecek planlarınızı. Hayatınızı planlarken hastalığın etkilerini de hesaba katın. Yaşamınızda neden olduğu zararları azaltmak için yapabileceğiniz her şeyi yapmaya, hayatınızı dolu dolu yaşamaya çalışın. Size gereksiz gelen şeyleri, yükümlülükleri hayatınızdan çıkarın. Keyif aldığınız ve sizi mutlu eden ne varsa, onlara daha fazla vakit ayırın: Sevdikleriniz, yapmak istediğiniz projeler ya da başkalarına yardım etmek gibi.

5. Aile bağlarına önem verin.

Kanser tanısı alan biri deneyimini şu sözlerle özetliyor: “Tanıdan sonraki hayatım eskisi gibi değil. Ama pek çok konuda daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Öncelikle oranla daha dürüst ve ilgiliyim.” Aile ilişkilerinizi kuvvetlendirmeye, sevdiklerinizle olmaya ve çocuklarınızla zaman geçirmeye özen gösterin Sorunlarınızı açıkça tartışın ve ihtiyaç duyduklarınız konusunda ailenize karşı dürüst olun. Aynı zamanda hastalığınızla mücadele ederken onlara yardım etmeyi unutmayın.

6. Doktorunuzla sağlam bir ilişki kurun.

Deneyimler gösteriyor ki iyi bir hasta-doktor ilişkisi şu üç unsura dayanıyor: İletişim, kontrol ve ilgi. Doktorunuza karşı taleplerini konusunda açık olun. Tedavi seçenekleriyle ilgili bilgi edinin ve karar aşamasına mutlaka dâhil olun. Sadece tedavinizle değil, sizin kişiliğinizle de ilgilenen bir doktor bulmaya çalışın ve takdirinizi, memnuniyetinizi göstermekten kaçınmayın.

7. Ağrı ya da anksiyete gibi kanserin neden olabileceği semptomlarla nasıl baş edeceğinizi öğrenin.

Örneğin ağrılarla başa çıkmak için kendi başınıza uygulayabileceğiniz tekniklerden işe başlayabilirsiniz. Dikkatinizi ağrıya odaklamak yerine, başka şeylerle uğraşmak gibi endişelerinizi hafifletmek için nefes egzersizlerinizden ya da başka yöntemlerden faydalanabilirsiniz.

Elbette tanının ardından hayatınızda meydana gelen değişikliklerin büyük endişelere ve üzüntülere yol açması çok doğal. Önceden geleceğe dair görüntüler kafanızda daha net şekillenirken, hastalığı öğrendikten sonra birden her şey belirsizleşmeye başlar. Hatta bazı hayalleriniz ve planlarınızdan sonsuza kadar vazgeçmek zorunda kalırsınız. Tüm bunlara bağlı olarak üzüntü, korku ve öfke duymak insan psikolojisinin normal tepkilerinden biridir.

Ancak, sizin ya da tanı alan yakınınızın endişe ve sıkıntıları çok uzun süredir devam ediyorsa ya da günlük işlerini yapamayacak kadar ağır bir üzüntü içindeyseniz klinik açıdan depresyon yaşıyor olabilirsiniz. İstatistiklere göre kanser tanısı alan kişilerin yaklaşık dörtte biri psikoterapi veya tıbbi yardım gerektirecek kadar ağır depresyon geçiriyor. Bu tabloda klinik depresyon kişilerin yaşamını öyle etkiliyor ki bazen tedavilerini bile takip edemez hale geliyorlar. İyi haberse günümüzde depresyona karşı çok güçlü tedaviler mevcut.

Klinik depresyonun belirtileri:

  • Gününün çoğu boşlukta gibi ve büyük üzüntü içinde geçiyorsa,
  • Yaptığı hiçbir şeyden keyif almıyorsa ve neredeyse her şeye karşı ilgisini kaybettiyse,
  • Özel bir diyet uygulamadığı halde fazlasıyla kilo alıyor ya da kaybediyorsa,
  • Başkalarının da dikkatini çekecek kadar huzursuz, yorgun ve isteksiz görünüyorsa,
  • Kendini çok bitkin hissediyorsa,
  • Uykusuzluk, fazla uyuma ya da uyuyamama gibi uyku problemleri varsa,
  • Karar vermede zorlanıyor, hafızası bulanıklaşıyorsa ve dikkat eksikliği varsa,
  • Kendini suçlu ve değersiz hissediyorsa,
  • Sık sık ölümü düşünüyorsa ya da intihar fikri varsa,
  • Unutmayın ki kilo değişiklikleri, yorgunluk hatta unutkanlık gibi kimi belirtiler kanser tedavisinden de kaynaklanabilir.

Ancak yukarıdaki belirtilerden en az beşini, 2 hafta ve daha uzun süredir gözlemliyorsanız, yakınınızı bir psikoloğa ya da psikiyatra danışması için yönlendirin.

Öneriler:

  • Siz ya da yakınınız depresyon tedavisi görüyorsanız, belirtiler kaybolana kadar tedaviye devam etmek gerektiğini unutmayın. İki-üç haftadan sonra hiçbir değişiklik görmüyorsanız tedavi yönteminde değişiklik için doktorunuzla konuşun,
  • Egzersiz yapın, örneğin her gün açık havada yürüyün,
  • Keyif alacağınız faaliyetlere katılın ve bol bol sohbet edin,
  • Her şeyin en kötüsünü düşünmek de depresyonun belirtilerinden biri. Tedavinin ardından bu durumun değişeceğini kendinize sık sık tekrarlayın,
  • Yakınınız depresyondaysa, tedavi sayesinde ve zamanla kendini daha iyi hissedeceği konusunda onunla sık sık konuşun.

Korkularınızı kabul edin.

Şüphesiz ki kanser ve kanserle mücadele süreci, bu deneyimi yaşamak zorunda kalan herkes için korkutucudur. Korkularınız ve endişeleriniz için kendinizi suçlamayın ya da utanmayın. Bu endişeleri yaşamınızın doğal bir parçası olarak kabullenin ve en önemlisi korkularınızın, ihtiyaç duyduğunuz tedavilere engel olmasına izin vermeyin.

Korkularınızın kaynağını bulmaya çalışın.

Böylece endişelerinizi tetikleyen şeyleri tanımlayabilirsiniz. Kanser ve/veya tedaviyle ilgili sizi endişelendiren unsurları listeleyin. Tüm bunları kağıt üzerinde görmek çözüm üretmek için işinizi kolaylaştırabilir. Bu listeyi aynı zamanda sağlık ekibinizle de paylaşın, sizin cevaplayamadığınız sorunlar için onların çözüm önerileri olabilir.

Durumunuzu genellemeyin.

Kanser, her insanı başka biçimde etkiler. İstatistikler, sizin durumunuzda geleceğe ilişkin öngörülerde fayda sağlamaz. Aynı tür kanser bile her bünyede farklı etkiler gösterebilir. Benzer şekilde tedavilere verilen cevap da değişiklik gösterebilir. Örneğin, bir tedavi yönteminin potansiyel yan etkilerinin olması, bunların hepsinin sizde de görüleceği anlamına gelmez.

Kendinizi eğitin.

Genellikle insanları bilinmezlik korkutur. Dolayısıyla, tanı aldığınız kanser türü, evreniz ve tedavi opsiyonlarına ilişkin bilgi edindikçe gelecekte nasıl bir tabloyla karşılaşacağınız konusunda da fikir sahibi olursunuz. Ayıca günümüz tedavilerinin çoğu doğrudan kanser hücrelerini hedef aldığından yan etkileri de bir hayli hafifledi. Seçenekleriniz konusunda daha fazla bilgi sahibi oldukça kendinizi çaresiz hissetmek için bir sebep olmadığını da fark edeceksiniz.

En iyi tedavi yöntemine karar verin.

Tedavi seçenekleriniz konusunda iyi bir araştırma sonunda doktorunuzun da önerileri doğrultusunda kendinizi en iyi hissedeceğiniz tedavi yöntemine karar verin ve buna güvenin.

Sağlık ekibinizle açık bir ilişkiniz olsun.

Bazı insanlar ne kadar çok detay öğrenirlerse kendilerini o kadar güvende hissederken, bazılarına da fazla bilgi ağır gelebilir. Öncelikle ne kadar bilgilendirilmek istediğinize karar verin ve bunu doktorunuzla konuşun.

Kansere karşı tek başınıza değil de takım olarak mücadele ettiğiniz bildiğinizde inanın bu zorlu yolculukta kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.

Pasif kalmayın.

Tedavi sürecine aktif bir biçimde dahil olmak, hem kontrolü kaybetme hissinden doğan korkularınızı engelleyecek hem de kendinizi güvende hissetmenizi sağlayacaktır. Sağlık ekibine tedavinizle ilgili beklentilerini sorun ve doktorunuz fazlasıyla medikal bir dil kullanırsa, anlamadığınız terimleri açıklamasını istemekten çekinmeyin. Mümkün olan her randevuya bir yakınınızla birlikte gidin, aklınıza gelmeyen kimi soruları onlar sorabilir ya da sizin için not alabilirler.

Kendi destek grubunuzu oluşturun.

Yalnız olmadığınızda korkularınızla yüzleşmek daha kolaylaşır. Başkalarıyla iletişim halinde olmak size iyi gelecektir. Endişelerinizi ailenizle, arkadaşlarınızla, diğer kanser savaşçılarıyla paylaşın. Muhtemelen bugünler de sevdikleriniz de sizinle benzer endişeler taşıyor ve sizi üzmemek için belli etmiyorlar.

Birbirinizle konuşmak her iki taraf için de faydalı olabilir.

Duygusal ve ruhsal bakımdan “iyi” olmaya özen gösterin.

Psikolojik destek, tedavi sürecinizin önemli unsurlarından biridir. Doktorunuzdan sizi onko-psikoloji alanında çalışan bir uzmana yönlendirmesini isteyebilirsiniz. Ayrıca, hasta destek gruplarına ve huzur bulacağınız dinsel ya da ruhani aktivitelere katılabilirsiniz.

Zihninizi ve bedeninizi rahatlatın.

Nefes terapisi, yoga, meditasyon gibi rahatlama teknikleri endişelerinizin hafiflemesine yardım edebilir. Ayrıca müzik, drama ya da şiir gibi sanatsal aktivitelerle de bu zorlu yolculukta huzur bulmak için iyi birer fırsat olabilir.

Kanserle mücadele için gönüllü olun.

Araştırmalar kanserle mücadele kampanyalarında aktif rol alan, başka hastalara da destek olanların psikolojik bakımdan daha güçlü olduğunu ve korkularının azaldığını gösteriyor. Siz de çevrenizdeki kanser farkındalık kampanyalarına, aktivitelere katılabilir ve/veya bir destek grubu kurabilirsiniz.

Meşgul olun.

Gidilecek yerler, yapılacak işler oldukça hem üretmeye devam ettiğiniz için iyi hissedeceksiniz hem de kansere ilişkin endişeleri düşünmeye fırsatınız kalmayacak. Ağır tedaviler uygulamalarından bir gece önce film izlemek, dans etmek gibi size keyif veren bir şeyler yapın. Uygulama sırasında da kitap okumak, yapboz tamamlamak, örgü örmek gibi hafif uğraşlarla oyalanabilirsiniz.

Yaşam tarzınız “sağlıklı” olsun.

Sağlıklı beslenmek, yeterince dinlenmek ve doktorunuzun önerdiği biçimde egzersiz yapmak size hem güç kazandırır hem de kendinizi enerjik hissedersiniz. Doktorunuz, diyetisyeniniz ve bir fizik tedavi uzmanıyla birlikte size uygun sağlıklı yaşam planını oluşturabilirsiniz.

“Meme kanseri yüzünden ölebilirim. Biyopsi sonuçlarımı öğrendiğimde aklıma ilk gelen düşünce buydu.”

Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Kerim Kaban, bir hastasının biyopsi sonuçlarından sonra ilk olarak aklına ölüm düşüncesinin geldiğini ve hislerini bu yukarıdaki sözlerle ifade ettiğini anlatıyor. Aslında ister meme kanseri ister miyelom olsun kanser tanısı alan hemen herkesin aklından bu düşünceler geçiyor. Genellikle tanıdan hemen sonra en kötü olasılığı düşünen hastalar için hastalıkla ilgili bilgi edindikçe ve kendileriyle aynı süreci geçirmiş kişilerin deneyimlerini öğrendikçe bu tür korkularla baş etmek de kolaylaşıyor.

Onko-psikoloji uzmanları, ölüm korkusunun temel üç endişeden kaynaklandığını belirtiyor: Acı çekme, yalnızlık ve bilinmezlik. McGill Üniversitesi’nde meme kanser tanısı alan kişilerle yapılan bir araştırmaya göre tüm hastalar bu endişelerden en az birini yaşadığını söylüyor. Ancak duygularını yeterince ifade edemeyenler, bu üç endişenin de hayatlarını yoğun şekilde etkilediğini dile getiriyor.

Doktorlar ve hastalığı atlatanlara göre bu süreci daha kolay atlatmak için gerektiğinde psikolojik destek almanın ve duygularınız konusunda hem kendinize hem de yakınlarınıza karşı samimi ve dürüst olmakta fayda var. Ayrıca şu öneriler de size faydalı olabilir;

Serinkanlılığınızı koruyun.

Tanı, evre ve istatistiklerle ilgili bilgi edinin ve bu konuları serinkanlı bir biçimde değerlendirin. Unutmayın ki toplumdaki genel algı hâlâ korkutucu olsa da, günümüzde pek çok kanser türü artık kronik hastalıklar kategorisine girmek üzere. Prostat, meme, tiroit gibi sıklıkla görülen kanserlerde sağ kalım oranları yüzde 80’lerin üzerinde. Ayrıca erken teşhis edilen kanserlerin tedavi oranları da her geçen gün daha da yükseliyor. Örneğin, Amerikan Kanser Cemiyeti verilerine göre meme kanserleri için en az beş yıllık sağ kalım oranı %87.7 ama 2009’da yayımlanan bir rapora göre tanısı erken konan meme kanserlerinde bu oran %98.3’e yükseliyor.

İhtiyaç duyduğunuzda psikolojik destek alın.

Kanseri yenen savaşçıların çoğu tanı ve tedavi sürecini pek çok zorlu parkurun olduğu uzun bir maratona benzetiyor. Bu süreci “her şey kötü bir haberle başlar ve daha sonra bazen daha da kötü haberler alabilirsiniz” diye tarif ediyor bir savaşçı. Aldığınız tanıyı ve tedavinin yan etkilerini kabullenerek duygu, düşünce ve davranışlarınızı bu zorlu yolculuğa göre ayarlayıp, dengeleyebilmek ise kanserin yol açtığı korku ve endişelerle baş etmeyi kolaylaştırıyor. Ancak bir yandan da fiziksel zorluklar eklendiğinde bu her zaman çok da kolay olmayabilir. Duygusal bakımdan kendinizi güçsüz ve donanımsız hissettiğiniz durumlarda bir uzmana danışmaktan ya da destek gruplarına katılmaktan çekinmeyin.

Özellikle; kanser türüne göre daha genç bir yaşta tanı aldıysanız, geçmişte depresyon ya da anksiyete tedavisi gördüyseniz, uygulanan tedaviler sizi fiziksel açıdan da çok zorluyorsa, bu süreç sizin için daha yıpratıcı olabilir. Onko-psikoloji alanında deneyimli bir uzmanın yardımı, ölüm korkusu ve diğer endişelerin üzerinizdeki baskısını hafifletecektir.

Vazgeçmeyin.

Endişe ve korkularınız, sizi yola devam etmekten alıkoyuyorsa, kendinize zaman ayırın ve o anki duygularınızın bir listesini çıkarın. Her birinin yanına bu duyguyla nasıl baş ettiğinizi de bir iki cümleyle ekleyin. Böylece sizi en çok zorlayan endişelerinizi daha net görebilirsiniz. Bunlarla başa çıkma konusunda hâlâ zorluklar yaşıyorsanız, sizinle benzer deneyimler yaşayan başka savaşçılarla konuşun. Konuyla ilgili yazılanları okuyun.

Unutmayın ki böyle sıkıntılar yaşamanız çok doğal ama bunların kanserle mücadele maratonunda yolunuza devam etmenize engel olmasına asla izin vermeyin.